BİR DEERMENİN ETRAFINDA DÖNEN DÜNYA

İbrahim Alisinanoğlu

22-09-2026 17:05

 

İnsan bazı şeylerin kıymetini, avuçlarının arasından kayıp gittikten sonra anlıyor. Çocukluk da öyle bir şey galiba… İçindeyken sıradan sandığımız, zamanın tozlu rafına kaldırıldıkça paha biçilmez kocaman bir dünya oluyor.

Geçen gün Arasa Çarşısı’nın o tanıdık hengâmesinde, bir dükkânın eşiğindeki zembile doldurulmuş onlarca renkli tahta deermeleri görünce durdum. Bir ahşap parçası değil, adeta geçmişin kapısını aralayan tılsımlı bir anahtardı karşımdakiler. Zembilin içinde yığılı duran o deermeler; beni bir anda Eblahan çarşısına, Eski Garajlar’a, Ayşebacı Camii’nin gölgesindeki o küçük dükkânın önüne ve cebinde birkaç kuruş harçlıkla dünyanın en büyük hazinesine sahip olacağını sanan o küçük çocuğun ardına düşürdü… Yitiğimi bulmuş gibiydim.

Bugünün pilli, ışıklı, kendi kendine dönüp kendi yalnızlığında tükenen cansız oyuncaklarına hiç benzemezdi bizim deermelerimiz. Aynı haratın tezgâhından çıksalar da her birinin bir karakteri, ayrı bir huyu vardı. Biri hafifçe nazlanır, diğeri daha ilk vuruşta boyun büker; kimi ise toprağa tutundu mu durmak bilmezdi. İyisini seçmek bir incelik, bir sabır işiydi. Çivisine bakardın, ağacının sertliğine, dengesine… Çünkü o deerme sadece bir tahta parçası değil; senin heyecanının, avucundaki terin, bileğindeki gücün sırdaşıydı.

Asıl hikâye ise mahallenin uşaklarıyla o tozlu sokaklarda buluşunca başlardı. İpini sıkıca dolayıp, bileğini savurduğun an, parmakların arasından boşanıp yere çakılan deermenin o toprağa dokunuşu bir heyecan kasırgası kopartırdı. Deerme elinden çıkıp toprakla buluştuğunda o meşhur vınlaması kulakları okşar, maharetin tam ise yalpalamadan, olduğu noktaya çakılıp adeta bir mum gibi süzülerek dönmeye başlardı.

İşte o "mum tutma" anı ve deermenin dönme süresi, bizim çocuk dünyamızdaki en büyük itibar vesikasıydı. Dışarıdan bakana durağan görünen ama içinde fırtınalar koparan o muazzam denge, sahibinin göğsünü gururla kabartır, etraftaki çocukların gözlerine gıpta dolu bir pırıltı kondururdu. O yaşta saygınlık parayla değil; ipi doğru sarmakla, bileği yerinde savurmakla ve toprağa o ruhu üfleyebilmekle kazanılırdı.

Bizim çocukluğumuzda ne başarılarımızı ölçen soğuk grafikler vardı ne de hırslı yarışlar. Bir deermemiz solsa, çizilse, yaralansa onu çöpe atmak aklımıza gelmezdi. Sulu boya fırçasını boyaya batırır, kırık dökük bir hevesle yeniden boyardık. Kırmızıya kırmızıyı, maviye maviyi vurur; oyuncaklarımıza yeniden hayat üflerdik. Biz eskimenin yok olmak değil, birlikte yaşamak olduğunu o sokaklarda öğrenirdik.

Bakkal Sait Emmi’nin dükkânından taşan o tanıdık koku, üç numara tıraşlı, kısa pantolonlu, lastik ayakkabılı dostların neşesi, bir parça salçalı ekmeğin dünyalara bedel lezzeti ve sulu boyayla tazelenen o saf umutlar… Meğer biz deermeyi yere atıp döndürürken sadece bir oyunu değil, hayatın en katıksız mutluluğunu yaşarmışız..

Bugün evler oyuncak dolu ama sokaklar boş; ellerimiz her şeye eriyor ama gönüllerimiz yoksul. Biz o deermeleri kaybetmedik aslında; o deermelerin etrafında dönen o samimi, o içten dünyayı kaybettik. Şimdi ne kadar dönsek de bizi o topacın vınlayan sesine ve çocukluğumuzun masumiyetine götürecek bir sokak yok artık.

İbrahim alisinanopğlu-21.9.2025

DİĞER YAZILARI  NEREDEN ÇIKTI BU 80’LER MERAKI 01-01-1970 03:00 YEDİKLERİNE İÇTİKLERİNE SAY 01-01-1970 03:00 ZİL BAŞKA BİR ŞEY İÇİN ÇALIYOR: DERSİMİZ; HAKİKAT 01-01-1970 03:00 DUVARLARDA SAKLI ÇOCUKLUĞUM 01-01-1970 03:00 GAZİANTEP’TE DAYANIŞMANIN İZLERİ 01-01-1970 03:00 TİYEKLERİN BEREKETİ, MAHRALARIN SEVİNCİ: ANTEP’TE BAĞ BOZUMU 01-01-1970 03:00 KENDİ YAMAM, ELİN İPEĞİNDEN YEĞDİR. 01-01-1970 03:00 ARPA BOYU G.. YIRTMAK 01-01-1970 03:00 GAZİANTEP MUTFAĞININ KAYIP HAFIZASI: TENCEREDEKİ ŞİFA 01-01-1970 03:00 SAHİ, BİZ MODERN YAMYAMLAR MIYIZ? 01-01-1970 03:00  LAHMACUNA FARKLI BİR BAKIŞ 01-01-1970 03:00 PİŞİRİCİ KASTELİ 01-01-1970 03:00  GAZİANTEP: SANAYİ KENTİ Mİ, MEDENİYET ŞEHRİ Mİ? 01-01-1970 03:00  AMAN BEYLER DEMEDEN, AMAN DAĞLAR DEMELİ 01-01-1970 03:00   BİT PAZARI: GAZİANTEP'İN SESSİZ HAFIZASI 01-01-1970 03:00 KALEDEN GÖKYÜZÜNE 01-01-1970 03:00   GAZİANTEP KAHVEHANE KÜLTÜRÜNDE; BÖLÜK 01-01-1970 03:00 ANTEP İŞİ, ANTEP AŞI 01-01-1970 03:00 SICAK YAZLARIN SERİN HAYAD'LARI 01-01-1970 03:00  KİBİR VE İRFAN 01-01-1970 03:00  İYİ ETMİŞSİN… AMA AZ ETMİŞSİN 01-01-1970 03:00 USTAYA SAHREYİ HATIRLATMA YOLLARI 01-01-1970 03:00 GEL DE O ESKİ YAZLARI ARAMA! 01-01-1970 03:00   BEDDUADAN DUAYA 01-01-1970 03:00 GALA… GALA …GALAA!.... 01-01-1970 03:00 BAYAT EKMEK 01-01-1970 03:00  RAMBO’YU DA KAYBETTİK 01-01-1970 03:00 NİMETİ KÜSTÜRMEMEK 01-01-1970 03:00 GAZİANTEP’İ GELECEĞE TAŞIMAK 01-01-1970 03:00 NEREDE BENİM O KAHVEHANELERİM 01-01-1970 03:00 KAVAKLIK VE BİR SAHRE MASALI 01-01-1970 03:00 HANİ BENİM O ÇOCUKLUK YILLARIMIN BAYRAMI 01-01-1970 03:00 RUHUNU ARAYAN BAYRAMLAR    01-01-1970 03:00 İDMAN ŞENLİKLERİNDEN ATATÜRK’Ü ANMA, GENÇLİK VE SPOR BAYRAMI’NA 01-01-1970 03:00 NAZLI HANIM’IN BÜZME ÇARIĞI 01-01-1970 03:00  KİLİSE…CEZAEVİ…VE KURTULUŞ CAMİ… 01-01-1970 03:00 ANAMDAN GÖRDÜĞÜMÜ YAPIYORUM 01-01-1970 03:00 GAZİANTEP’TE BAHAR: KAYBOLAN BİR MEVSİMİN HATIRASI 01-01-1970 03:00 BİZİM PİSİK LEYDİ OLDU! 01-01-1970 03:00 YOKLUKTAN DOĞAN SOFRA: KISIRIN ANADOLU MASALI 01-01-1970 03:00 SESİNE DEĞİL, ÖZÜNE BAKIN 01-01-1970 03:00  GAZİANTEP MUTFAĞININ SIRRI 01-01-1970 03:00  İTİN AKLI EKSİĞİ, PAKLAVADAN PAY UMAR 01-01-1970 03:00 BİZ BU MASALIN NERESİNDEYİZ? 01-01-1970 03:00  BU NE PERHİZ, BU NE “JÜLYEN” TURŞUSU! 01-01-1970 03:00 GAZİANTEP’TE BAHARIN SOFRAYA DÖNÜŞ HİKÂYESİ 01-01-1970 03:00 ÇOK BAYRAMLAR GÖRESİN 01-01-1970 03:00 BENİM ADIM BAYRAM 01-01-1970 03:00  UNUTTUK… AMA SİZ UNUTMAYIN 01-01-1970 03:00 SÖHÜR VAKTİ OLDU 01-01-1970 03:00 CINCIK 01-01-1970 03:00 BAĞIN NEFESİ, NEFERİN İFFETİ 01-01-1970 03:00 BİR GÜNLÜK BAHAR, BİR ÖMÜRLÜK HAZAN 01-01-1970 03:00 RAMAZAN’DA KADININ TUZ HAKKI 01-01-1970 03:00 YUVALAMANIN HİKÂYESİ 01-01-1970 03:00 GAZİANTEP’TE İFTAR VAKTİ, İFTAR SOFTASI 01-01-1970 03:00 RAMAZAN TAHSİLATI 01-01-1970 03:00 GAZİANTEPTE RAMAZAN 1-RAMAZAN ÖNCESİ HAZIRLIKLAR 01-01-1970 03:00