Lokantada oturmuş, önümüze gelen pilavı yemeye başlayacaktık ki arkadaşım pilavı şöyle bir kokladı:
“Yoorum, bu pilav hımsımış !” dedi.
Hımsımış!
Türkçemiz ne güzel bir dil, Antep ağzı ne şirin ne aydınlatıcı bir ağız! Bir kelimeyle koskoca bir durumu özetleyebiliyoruz. Pilav kapalı kalıp tazeliğini yitirmiş, kokusu değişmeye başlamışsa Antepli için uzun uzun tarif etmeye ne hacet? Bir bakış, bir kelime yeter; hımsımış!... Hepsi bu!
Üstelik bizim dilimizin marifeti yalnızca “hımsımış” pilavla sınırlı değildir. Yiyeceğin, içeceğin başına ne gelirse gelsin, mutfaktaki her bir değişimi nokta atışı anlatan kelimelerimiz mevcut.
Ekmek bayatlar, sonra küflenir. Tezgahtaki meyvenin; içi geçer, sebze pörsür, ya da güneşin altında beklemekten göyünür, nemden kendini salıp diriliğini kaybederse solar. Yoğurt ekşir, süt kesilir; yoğurdun tadı gün geçtikçe yavanlaşır. Yağ acılaşır, kuruyemiş böceklenir, et veya balık bekledikçe sasırır. Hamur yanlış mayalanırsa sünür, bakliyat havasız kalırsa güvelenir, gölükür, kimi yiyecek de zamanla kurtlanır, kokuşur,löp löp dökülür.
Bakın hele, daha kaç kelime saydık! Unuttuklarımızı saymasak; Bayatlamak, pörsümek, göyünmek, ekşimek, kesilmek, yavanlaşmak, acılaşmak, sasımak, sünmek, gölükmek, güvelenmek, küflenmek, çürümek, kokuşmak, kurtlanmak, içi geçmek,löp löp dökülmek… Her biri gıdadaki başka bir bozulma evresini anlatır. Hepsini bir torbaya doldurup aynı anlamda kullanamayız. Çünkü dil, ayrıntıları ayırt edebildiği ölçüde zenginleşir.
Bir de işin Antep tarafı var ki asıl şenlik orada başlar. Bizim Antep’te sözcükler yalnızca sözlükteki karşılıklarıyla yaşamaz; mutfağın kokusuna, tandırın sıcağına, çarşının sesine, komşunun sofrasına karışır. Kimi zaman bir kelimeyi duyunca çocukluğumuzun bir sofrası gelir gözümüzün önüne, kimi zaman da bir arkadaşın takıldığı tek söz, yıllarca unutulmayacak bir hatıraya dönüşür.
Bugün her şeyin birbirine benzediği, paketli gıdalar gibi dillerin de ambalajlanıp seri üretime sokulduğu bir çağda yaşıyoruz.
Oysa bir yemeğin bozulduğunu anlatmak için laboratuvar terimlerine gerek yok. Bir Antepli, “Bu pilav hımsımış!” der; sofradakiler ne demek istediğini anlar. İşte gündelik dilin, yerel ağzın gücü budur.
Elbette her yöresel kelimeyi herkes aynı biçimde kullanmaz. Bazısı bir mahallede yaşar, bazısı bir kuşağın dilinde kalır. Kimi kelimeler de zamanla unutulup gider. Onları yaşatmanın yolu, yalnızca sözlüklerde saklamak değil; nerede, nasıl ve hangi anlamda kullanıldıklarını hatırlatmaktır.
Çünkü dil, yalnızca kelimelerden ibaret değildir; bir toplumun dünyayı nasıl gördüğünün, ayrıntıları nasıl fark ettiğinin de aynasıdır.
Bir pilavın kokusundan yola çıktık, geldik dilimizin zenginliğine dayandık. Ne diyelim, bizim Antep ağzı da böyle işte! Bir kelimeyle pilavın hâlini anlatır, bir başka kelimeyle sofranın hatırasını yaşatırız.
Yeter ki kelimelerimizi unutmayalım. Çünkü bir kelime kaybolunca bazen yalnızca bir sözcüğü değil, onunla birlikte yaşanmış bir hayatı da kaybediyoruz.
İbrahim Alisinanoğlu-05.11.2026
Oktay İyisaraç
MIŞ GİBİ…
İbrahim Alisinanoğlu
BU PİLAV HIMSIMIŞ
Uzman Diyetisyen Meltem Demirci
Her Şeyin Fazlası Var, Bir Tek Zamanımız Yok
Müslüm Taş
FRANKFURT’TA BİR TRAMVAYDAN YÜKSELEN GAZİANTEP KÜLTÜR, MEMLEKET VE DAYANIŞMA
Ökkeş Toy
BU DÜNYA YAŞAMAYA DEĞER, YETER Kİ DÜRÜST YAŞAYALIM
Mustafa Isçel
BİR MİLLETİN KADERİNİ DEĞİŞTİREN GÜN
Ferid Turgut
AYIKLA PİRİNCİN TAŞINI
Mehmet Şaşmaz
24 EKİM BİRLEŞMİŞ MİLLETLER GÜNÜ
Kübra Keçeci
"Bağlantı mı, Bağımlılık mı?"
H-Karşıyakalı
İçimizdeki Çığlık: Yaşanmış Hayatların Sessiz Çığlığı