Dünya, tarihin görmediği kadar pürüzsüz ve dikişsiz bir şafağa uyanıyor. Algoritmaların şekillendirdiği bu yeni çağ, hayatımıza soğuk bir aygıt olarak girmedi yalnızca; aramıza sessizce sokulan yeni bir insan modeli bıraktı: Hatasız, lekesiz ve tekinsizce mükemmel insan.
Cümlesini gramer hatasız kuran, çehresindeki gölgeleri saniyeler içinde silen bir zihin… İlk bakışta ne kadar kışkırtıcı değil mi? Fakat bu yüksek cilalı aynaya yakından baktığımızda, insanlık kadim bir çelişkiyle yüzleşiyor: Kusursuzluk, insanın en bağışlanmaz kusuru hâline geliyor.
Çünkü insanın harcı hiçbir zaman pürüzsüzlükten karılmadı. İnsan; ressamın tuvale salladığı fırça darbesinde, şairin yarım bıraktığı dizede, solistin detone olan sesinde var oldu. Masadaki budak izinde, dedenin unuttuğu bir ayrıntıda nefes aldı. Hayat, tam da o ritim kaçıran aksaklıkların çatlağında filizlendi.
Oysa hata insan içindir. Kusur, insan olmanın bir parçasıdır.
Yapay zekâ ise varoluşun bütün pürüzlerini zımparalıyor. Metni akıcılaştırıyor, fotoğrafı arındırıyor, hafızadaki boşlukları dolduruyor. Peki, insanın bütün pürüzlerini düzlediğimizde, geriye ondan ne kalır?
Eski bir Antep evinin taş duvarında bir çatlak görseniz ve sorsanız:
— Bu çatlak ne zaman oldu?
Cevap hazırdır: Şubat depreminde…
O çatlak bir mimari hata değil, taşın bağrına kazınmış bir hafızadır. Yapay zekâ o çatlağı saniyeler içinde silebilir. Fakat çatlağı silerken, taşın hafızasını da söküp alır. İşte “kusursuzluk kusuru” tam olarak burada başlıyor: Her şeyi düzeltirken, her şeyin ruhunu sakatlamak.
Elbette yapay zekâyı öğrenmek ve kullanmak zorundayız; ancak ruhumuzla araç arasındaki o ince sınırı çiğnetmeden! …
O bizim mahir elimiz olabilir ama yerimize düşünen zihnimiz, hisseden kalbimiz ve hatırlayan hafızamız olamaz.
Bırakalım bazen cümlemiz yamuk kalsın. Bırakalım fotoğrafta gözümüzün altındaki yorgunluk belli olsun. Çünkü kusur bir eksiklik değil, insan olmanın bedelidir; insanın bu dünyaya bıraktığı o biricik, taklit edilemez imzadır.
Yapay zekâ soğuk bir mükemmellikle cümleler dizebilir. Ama o cümlenin harcında çocukluğumuzun sokağı, annemizin çorba kokusu, bir dostun omzumuza dokunuşundaki sıcaklık yoksa; o metin kusursuz olabilir ama bize ait olamaz.
Geleceğin en çetin sınavı, kusursuzlaştırılmış bu dünyada insan kalabilmek olacaktır.
Bizi birbirimizden ayıracak şey ne kadar pürüzsüz olduğumuz değil; kusurlarımızdır ve bize ait olanı yaşattığımızdır.
Bir gün dünya gerçekten cilalı robotlarla dolduğunda, her şeyin tek tuşla halledildiği ana geldiğimizde insanı insancıklardan ayıracak son mihenk noktası belki de o küçücük hatalar olacaktır: Titreyen bir ses, yamuk bir cümle ya da bir duvardaki çatlak… Ve o çatlağın içinden hâlâ sızan sıcak bir hayat.
Çünkü insan, hatasıyla insandır. Ve gelecekte insan kaldığımızın en sağlam delili, hâlâ yanılabilme cesaretimiz olacaktır…İbrahim Alisinanoğlu-24.09.2026
İbrahim Alisinanoğlu
KUSURSUZLUK KUSURU
Müslüm Taş
SEVGİYLE KURULAN BİR DÜNYANIN ADI HAYAT
Ökkeş Toy
Dört Kitap, Bir Ömür, Binlerce Duygu
Uzman Diyetisyen Meltem Demirci
Tatil Bitti
Mustafa Isçel
Bavuldan Taşan Adaletsizlik
Oktay İyisaraç
SEÇMEN NEDEN DEĞİŞMİYOR? ÇÜNKÜ GÜVENİYOR!
Kübra Keçeci
Ekranın Sessiz Bedeli: Dijital Demans
H-Karşıyakalı
İçimizdeki Çığlık: Yaşanmış Hayatların Sessiz Çığlığı
Hasan KÖKMEN
HAYATIN GERÇEKLERİ VE HAYALLERİMİZ
Mehmet Şaşmaz
ARTIRMA ve YERLİ MALLARI HAFTASI