Alleben’in gürül gürül aktığı, kıyısındaki kavak, söğüt ağaçlarının arasından süzülen altın sarısı ışığın sulara pırıltılar katıp raks ettiği o eski zamanlarda başlar bu hikâye…
1860’ların sonuna doğru, Kafkasya’nın puslu ve serin dağlarından kopup Antep’in güneşle kavrulmuş toprağına tutunmaya çalışan gürbüz, vakur bir Çerkez süvarisi gelir konaklar dere boyuna. Belli ki geldiği ata topraklarında sudan, topraktan, taşın dilinden ve değirmenin çarkından anlayan bir adamdır. Yabancısı olduğu bu kadim şehirde, sert ama adil duruşu, mertliği ve kimseye boyun eğmeyen vakarıyla kısa sürede mahallelinin gönlünde taht kurar; herkesin hürmetle “Çerkez” diye çağırdığı bir dost olur.
O yıllarda Alleben; yazın deli fişek coşan, gürleyen ama hırçın mizaçlı bir deredir. Suyunu dizginleyecek bir akıl olmayınca, yaz sıcağında kavrulan bostanlara tek damla serinlik vermeden akıp gider.
Sıcak bir yaz günü; kuruyan bostanları, suya hasret kalan gülleri ve aşağı bağların çaresizliğini gören Çerkez, eline küreğini alır, derenin daraldığı o kuytu dirseğe iner.
Gaziantep’in o sert, simsiyah bazalt taşlarını çamurla, çakılla nakış gibi birbirine kenetler; akıntının önüne heybetli bir set çeker. Su duraksar, kabarır ve bendin ardında aynalı bir göl gibi durgunlaşır. Ardından toprağı iğneyle kuyu kazar gibi kaza kaza, dereye paralel, bendi aşan o duru suyu mahalle aralarından geçirip kurak bağlara ulaştıracak uzun, serin bir kanala kavuşturur.
O gün, suyun toprağa kavuştuğu an semtte oturan ahali; “Bendi atan Çerkez’dir, arık da onun arığıdır! “Derler.
O günden sonra, kadınların toplanıp neşeyle çamaşır yıkadığı, çocukların cıvıltılarla kendilerini serin sulara bıraktığı, ördeklerin yüzdüğü, gençlerin çimdiği, bağcıların bostanlarını sulayıp derin bir "oh" çektiği o yere Çerkez Bendi; bugün Panoramik Müze’den Kalealtına, Tabakların dükkânlarının önünden kıvrılarak giden o kanala da Çerkez Arığı denir.
Zaman geçer... Bendin taşları yorulur, derenin üstü soğuk betonlarla kapatılır ve arık gözden kaybolur. Ancak o vakur Çerkez’in toprağa bıraktığı suyun fısıltısı, Antep’in taşında, toprağında ve unutulmaz hafızasında yaşamaya devam eder.
İbrahim Alisinanoğlu-19.10.2026
İbrahim Alisinanoğlu
ÇERKEZ ARIĞININ ADI NEREDEN GELİYOR
Ökkeş Toy
BU DÜNYA YAŞAMAYA DEĞER, YETER Kİ DÜRÜST YAŞAYALIM
Mustafa Isçel
BİR MİLLETİN KADERİNİ DEĞİŞTİREN GÜN
Ferid Turgut
AYIKLA PİRİNCİN TAŞINI
Mehmet Şaşmaz
24 EKİM BİRLEŞMİŞ MİLLETLER GÜNÜ
Kübra Keçeci
"Bağlantı mı, Bağımlılık mı?"
Uzman Diyetisyen Meltem Demirci
Mevsim Geçişlerinde Beslenmenin Sessiz Etkisi
Müslüm Taş
SEVGİYLE KURULAN BİR DÜNYANIN ADI HAYAT
Oktay İyisaraç
SEÇMEN NEDEN DEĞİŞMİYOR? ÇÜNKÜ GÜVENİYOR!
H-Karşıyakalı
İçimizdeki Çığlık: Yaşanmış Hayatların Sessiz Çığlığı