İnsan, bazen bir şehri neden bu kadar çok sevdiğini anlatamaz. Hele o şehir Gaziantep ise… Onu birkaç cümleye, birkaç fotoğrafa, birkaç hatıraya sığdırmak ne mümkün!
Akyol’un, Bey Mahallesi’nin, Kozluca’nın, Şehreküstü’nün dar sokaklarında yürürken çocukluğunun ayak izlerine rastlarsın. Bir evin kapısında annenden kalan bir sesi, bir sokak köşesinde babanla yürüdüğün günleri hatırlarsın. Kalealtı’nın taşlarında geçmişin sessizliği, Kavaklık’ın ve Alleben’in serinliğinde çocukluğunun neşesi saklıdır. Arasa’da bir bakırcının çekici seni yıllar öncesine götürür; bir kastelin serin suyu, bir tas yuvalamanın buğusu, içinde dinmeyen bir özlemi uyandırır.
Sonra zaman geçer. Eski Antep evleri birer birer kaybolur, mahallelerin sesi azalır, tanıdık yüzler eksilir. Şehir büyür, sokaklar değişir; ama insanın içinde bazı şeyler hep aynı kalır. Annenin mutfağındaki telaş, babanın yanında duyduğun güven, bayram sabahlarının sevinci, mahalle arkadaşlarınla geçirdiğin günler… Hepsi artık ulaşamadığın bir zamanın içinde yaşar. Yine de bir koku, bir türkü ya da eski bir taş duvar, seni bir anda çocukluğuna götürmeye yeter.
İşte Gaziantep’i sevmek biraz da budur: Bir şehrin sokaklarında kendi ömrünü, geçmişinde kaybettiklerini, sessizliğinde özlemlerini bulmak… Şehir değişirken onunla birlikte değişmek, ama içindeki eski Antep’ten bir türlü kopamamak.
Bazen anlatmak istersin bütün bunları. Tarihinden, kültüründen, taşından, toprağından söz edersin. Fakat ne kadar anlatırsan anlat, bir şeyler eksik kalır. Çünkü anlatmaya çalıştığın yalnızca bir şehir değildir; çocukluğun, ailenden kalan hatıralar, yaşanmışlıkların ve bir daha geri gelmeyecek yıllardır.
Ben Gaziantep’i yüreğime sığdırdım da kelimelere sığdıramadım. Çünkü ben bu şehirde yalnızca sokakları, taş duvarları, eski evleri sevmedim; annemin sesini, babamın gölgesini, çocukluğumun telaşını, artık geri dönemediğim günleri sevdim. Şimdi o sokaklarda yürürken bazen şehri değil, kendimden geriye kalanları arıyorum. Anlıyorum ki insan, doğduğu şehri bir gün terk etse bile, çocukluğunu orada bırakıp gidemiyor.
Gaziantep benim için bir şehirden öte; ömrümün geri dönülmeyen tarafı, yüreğimde hâlâ ışığı yanan eski bir evdir. Kapısı artık geçmişe açılır; ben her hatırlayışımda o kapının eşiğinde biraz daha çocuk, biraz daha hasret kalırım.
İbrahim Alisinanoğlu-12.10.2026