Kavurucu bir yaz gecesinde dört kafadar Çorbacı Abidin’in lokantasının damında kurulu çilingir sofrasının başına çökmüşler.
Şişeler havada uçuşmuş, muhabbet koyulaşmış, derken çakırkeyiflik evresi bitmiş, Antep tabiriyle “eşeklik evresi” başlamış.
İçlerinden biri, alnından şırıl şırıl akan teri kolunun tersiyle silip:
— Ağaem, hava yeiin sıcak! Ter kıçımızdan akiii. Yeriin çiftçinin harafına gidek de azıcık serinliyek! demiş.
Kafalar tayyare… Mantık çoktan kepenk indirmiş.
Fikir hepsine dahiyane gelmiş.
Gece yarısı, düşe kalka zifiri karanlıkta çiftçinin harafına varmışlar. Çitin kenarından usulladanak süzülüp içeri girmişler.
Ama ortada bir problem varmış:
O anda ne bakacak göz varmış ne de düşünecek akıl!
Taifedeki ismiyle müsemma Camız Mahmut, hiç düşünmeden üstünü başını sıyırmış, tumanıyla birlikte atmış kendini havuza .
Atlamış…Atlamasına da ama ortada su yok!
Çiftçi birkaç gün önce bostanı sulamak için havuzun suyunu tamamen çekmiş.
Mahmut, bütün heybetiyle beton tabana:GÜÜÜM! diye çakılmış.
Fakat alkolün verdiği uyuşuklukla Mahmut’tan çıt çıkmamış.
Arkadaşları da havuzun karanlığında onu yüzüyor sanıp…
— Aha! Mahmut serinledi bile! Yeriyin sıra bizde! demişler.
Ardından biri, sonra öteki, sonra öbürü…
GÜM!… GÜM!… GÜM!
Birkaç saniye sonra havuzun dibi, tumanlarıyla betonun üzerine serilmiş dört kafadarla dolmuş.
Kimsenin bağıracak hâli yok.Kimse “Su yokmuş!” diyemiyor. Kimse “Ben niye atladım?” diye soramıyor.
Acıdan, şaşkınlıktan ve kafadaki arakının verdiği serhoşluktan, her biri betonun üzerinde bir köşeye kıvrılıp sabaha kadar sızmış.
Sabah güneş tepelerine vurmuş. Alkolün sisi dağılmış.
Bir de gözlerini açıp ne görsünler?
Su yerine ıslak betonun üzerinde yatıyorlar!
Her taraf morarmış…Kemikler “ben buradayım!” diye ayrı telden çalıyor…
Gurur desen, gece karanlığında havuzda kalmış!
Hiç konuşmadan hıssadanak doğrulmuşlar. Üstlerini başlarını alelacele giyip harafın içinden tüymüşler.
Yolda tanıdıkları birine rastlamışlar.
Adam sormuş:
— La yoorum, dün gece nere getiiz? Kaybolduuz yaa!
Camız Mahmut, yüzünde hiçbir şey olmamış gibi bir ifadeyle:
— Rafık, hiç sorma! Dün gece felekten bir gün çaldık. Kavaklık ’ta arakımızı içtik, Şanzelize’de keyfimizi ettik, İki Kapılı’da hamamımızı yaptık. Yıldız Oteli’nde de debelene debelene yattık, uyuduk. Şimdi de katmer yimeye gidik ağaem! demiş.
Tam o sırada Memik dayanamamış:
— Yalanına gıran girsin emi! Sabaha kadar leş gibi harafın dibinde sızmadık mı lan?
Mahmut hemen Memik’e dönmüş:
— Karıştırma oğlum orasını … Var mı şahidi…Karıştırma!
İbrahim Alisimamoğlu-21.10.2026